Sizdeki GençLik Katiyyen Gidecek ! - Blogcu



Sizdeki GençLik Katiyyen Gidecek !

  • 7/7/2006 - ErzurumLu İbrahim Efendi
  • Hoştur bana senden gelen
    Ya hilat-u yahut kefen
    Ya taze gül yahut diken
    Kahrında hoş lütfunda hoş ....

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 7/7/2006 - SEN GÜNEŞSİN, DİĞERLERİ YILDIZ
  •  

     

    SEN GÜNEŞSİN, DİĞERLERİ YILDIZ

    O, nebidir, Hak’tan bize haber getirendir. Allah O’na iltifat ederken, “Ya eyyühe’n-nebi - Ey benim mesaj ve haberlerimi ulaştıran!” der. Burada başındaki harf-i tarifle nebi kelimesi bize şunları anlatır: Ey haliyle doğrudan doğruya ümmetine mesaj olan şanı yüce insan! Sen öyle bilinmeyen birisi de değilsin.

     

    Diğer mana âleminin yıldızları arasında Sen güneş gibi zahir bir habercisin. Nitekim İmam Busayri Senin bu özelliğini, “İnsanlığın İftihar Tablosu, bir fazilet güneşi, onlar da yıldızlar gibidirler ki, insanlara ışıklarını ancak her yanın karanlığa gömüldüğü durumlarda izhar ederler.” ifadeleriyle anlatıyor. Evet Senin diğer büyüklere nisbetin güneşin yıldızlara nisbeti gibidir. Sen zuhur edince, onların her birisi bir yerde bir yıldız gibi kalmışlardır. İşte bir de Kur’ân’da Efendimiz’i böyle tanımak lazımdır ki, içimiz Peygamberimiz ile dolsun ve nasıl bir rehberin arkasında bulunduğumuzu anlamış olalım.

    Rabb’imize binlerce hamd ve sena olsun ki, bizi Efendimiz’in arkasına bağladı. Vefalı olduğumuz nispette, vefa mukabelesine göre, bizi şefaat dairesi içine aldı. Rabb’im bizi vefayı bozanlardan etmesin. Vefat edeceğimiz ana kadar onu muhafaza edip koruyan salihler zümresine ilhak eylesin

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 7/7/2006 - HADİSLER

  • * Es-salâtü nûru’l-mü’min.
    Namaz mü’minin nûrudur.

     
      

                                                                                                                                                                         * Et-tuhûru şatru’l-îman
    Temizlik imanın yarısıdır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 7/7/2006 - Büyük bir 'dost' var
  • O, hayatta karşılaştığı musibet ve belalara karşı öyle akıl almaz bir sabır ve metanetle karşı koyuyor ki insan hayret ediyor. Ve inanın ki bu kadar sıkıntı, bela, dert, hastalık ve üstüne üstlük etrafında her an onu öldürmek için uğraşan binlerce düşmana rağmen, o kadar rahat, o kadar kendinden emin ki. Biz, sıkıntılardan sadece biriyle karşılaşacak olsak dünyamız başımıza yıkıldı zannediyoruz. Bazen isyan dolu sözler sarf ederek belki de kaybedenlerden oluyoruz. Ama o asla öyle yapmıyor. Gelin hep birlikte o dostun başına gelen musibetlere bakalım:

    Bu dostumuz hayata daha başlarken babasız başlamıştır. Bütün alemin babası vardır ama dostumuz babasını daha doğmadan kaybetmiştir. Baba ki bir çocuğun ruh dünyasında ilk günden son güne kadar tarif edilmez duygular ve izler bırakır. Siz herkesin babasıyla dolaştığı bir yerde babasızlığın ne olduğunu baba yüzü, baba sıcaklığı tatmayanlara sorun. İki-üç yaşında iken annesinin kocasız dul bir kadın olduğunu anlamıştır ki bunun acısını da içinde derinlemesine hissetmiştir. Hayatı boyunca bu hisleri ruhunda duyarak yaşayan bu dost, daha sonraki hayatının bir bölümünü dedesinin evinde geçirmiştir.

    Altı yaşına kadar böyle yaşayan bu dost, tam annesinin sıcaklığını ve okşamalarını ruhunda duyacağı an onu da kaybetmiştir. Babadan sonra şimdi bir de annesiz kalan çocuk ruhu, kendisine çok iyi bakan dedesine böylece biraz daha yaklaşmıştır. Ama sanki yüce Allah onun sevdiği herkesi ondan ayırıyor gibidir. Çünkü sekiz yaşına girince bu kez çok sevdiği dedesi Allah’ın rahmetine gitmiştir. Dedesinin vefatından sonra amcasının yanında kalmaya başlayan bu dost, amcasıyla birlikte ticaret hayatına atılmıştır. (Bu ticaret vesilesiyle tanıdığı zengin bir işkadınıyla evlenmiştir. Bir müddet sonra kendisini başka bir imtihan bekliyordu; hayatta en çok sevdiği ve çevresine karşı kendisini koruyan amcası ve sevgili eşini ikisini birden bir yıl içerisinde kaybetmiştir. Sebepler açısından artık onun hiçbir koruyucusu kalmamakta ve sanki Cenab-ı Hak bu dosta; “Senin başka hâmin olmamalı. Ben sana yeterim.” demektedir.

    Daha önce yetim kalan bu dostumuzun evinde şimdi sekiz-on yaşlarında kendi yetimleri vardır. Bütün bunlar olurken üstüne üstlük bir de sırf doğru ve eminliğinden, insanlara son derece iyi örnek olmasından, faiz ve haram yememesinden dolayı dışarıda dostu sürekli tehdit eden gözü dönmüş bir mafya ve çete vardır. Evde bu yetimi koruyup gözetecek hanım yok, dışarıda seni koruyan birileri yokken Cenab-ı Hak sanki imtihanın dozajını biraz daha artırmak için bu kez çocuklarının ölümlerini gösteriyor.

    Bu kadar imtihana karşılık o dostumuzdaki derin itimadı, o emniyeti ondan başka hiç kimsede görmek öyle zannediyorum ki mümkün olmadı olmayacak. Bütün bu ağır imtihanlar karşısında bir kez olsun ağlayıp sızladığını gören olmadı. Hiç mi ama hiç feryad ü figanını duyan olmadı.

    Hal böyle iken dostumuz hiç ummadığı yalan, iftiralarla karalanmaya çalışıldı. Mahallesinde onunla görüşen insanlar tehdit edilerek “Artık onunla görüşmeyeceksiniz. Ya O, ya canınız.” denildi. O’na karşı imansızca cephe alan mafya ve gözü dönmüş çeteler işi bir merhale daha ileriye götürerek, onu yaşadığı şehri terke zorlamışlardı.

    Hangi insan durup dururken çocukluk yıllarının geçtiği yeri terk etmek ister? Ama o insafsızlar O’na “Seni burada istemiyoruz, huzurumuzu bozuyorsun, insanlar sana bakarak senin gibi olmak istiyor, sen bizim zina, faiz, haram ve cinayet üzerine kurulu şer düzenimizi bozuyorsun. Memleketi terk et” demiş ve Onu terke mecbur etmişlerdi.

    Gözü dönmüş çete reisleri onu gittiği bu yeni şehirde de rahat bırakmamışlar. Onu oranın ileri gelenlerine şikayet etmiş, onu öldürmek için dedektifler, mafyalar ve kiralık katillerle anlaşmışlardı.

    Dostumuzun imtihanlar geçen hayatına bakarak “Hayatının hiçbir karesi imtihansız geçmemiştir.” dersek asla mübalağa etmeyiz. Bazen O’nun başına taş atar, bazen de sokak çapulcularının ellerine silah vererek üzerine saldırtmışlardı. Bu olaylar öyle bir hal almıştı ki dostumuz “Keşke birisi gelse, başımda beklese de biraz uyuyabilsem.” demek durumunda kalmıştı.

    Şimdiye kadar açlık, evlat acısı, anne baba mahrumiyeti gibi insanı titreten denemelerden geçen dostumuz şimdi de adeta korkuyla imtihan ediliyordu. Dostumuz bu haliyle “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155) ayetiyle işaret edilen müjdeli insanlar arasına giriyordu.

    Üstün ahlaki özelliklerinden dolayı gittiği her yerde çevresinde kısa zamanda kendisini seven ve kendisine bağlı çok samimi insanlar bulan bu dostun dostlarıyla da ayrı imtihanları oldu. Bir keresinde kendini yaşadığı şehirden göç etmeye mecbur edenler, geldiği yeni şehirdeki çetelerle anlaşarak onu buradan da kovup çıkarmak istemişlerdi. Yapılan çok ciddi bir çarpışmadan sonra dostun çok sevdiği 70 arkadaşı hayatını kaybetmişti. Şimdiye kadar yaşadığı imtihanlara şimdi de arkadaşlarını kaybetmesi eklenmişti ki bu, arkadaşlarını çok seven dostumuz için çok ağır bir imtihan olmuştu.

    Dostumuzun o tertemiz eşine akla hayale gelmez iftiralar yapılmıştı.

    O bu haliyle yanındaki arkadaşlarına musibetlere dayanma konusunda da örnek teşkil ediyordu. Zira yine O (sas) bize durumu şöyle ifade ediyordu:

    “Eşeddünnâsi belâen el-enbiya sümme’l-emsel fe’l-emsel - İnsanların belaya en çok düçar olanları, nebîler, daha sonra da derecesine göre herkes gelir.” (Tirmizi, Zühd, 56)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 7/7/2006 - Ben sokak çocuğuyum ...
  • Sokaktan Mektup Var
    Nihat DAĞLI
    Dünün bugününü doğurdu ve bugünün ne olacağı belirsiz yarınlarını hazırlamakta. Yolların ayrımındasın yavrucuk... Şimdi bana müsaade et de, şu bâdirede Bahadır’ın olayım. Mızrabımı senin için vurup, feryadımı ruhuna duyurayım. Bu fırtına ve bu yangında gerektiği an imdadına koşamadığım için de kaldırım taşı gibi şu mücrim başımı ayaklarının altına koyayım. Ve bütün mücrimler adına senden özür dileyeyim: Bir keyf uğruna varlığına sebebiyet verenleri, etine-kemiğine bağlanıp gönlünü unutanları, bir geçici dem için ebediyetine kıyanları, ruhuna hoyratlık aşılayıp sefaletini hazırlayanları affeyle yavrucuk.


    Ben, sokak çocuğu…

    Biliyorum, sizin çocuğunuza benzemiyorum. Çocuğunuz gibi, akşamları döndüğüm bir evim yok. Evin kapısından veya pencerelerinden bakıp yolumu bekleyen anne gözlerinden yoksunum. Oturduğum bir baba kucağı da yok. Saçlarda dolaşan baba ellerinin güvenini, yanaklara kondurulan anne öpücüğünün sevgisini derseniz, hiç bilmem.

    Hem annesiz, hem babasız, hem de evsizim.

    Oysa benim de bir evim vardı. O evde bir anne ve babam… Biliyorum ki her anne gibi, annemde hamile kaldığında heyecanlanmıştır. Her anne gibi o da umutlanmıştır. Doğacak ve onları sevindirecektim.

    Ama öyle olmadı.

    Hayatın sert rüzgârları evimizi, anne ve babamı yaralayıp geçti. Artık ne evimiz vardı, ne de anne ve babam…

    Evimiz ne kendini, ne de beni koruyabildi. Ev olmayınca, aile dağılmışsa, anne-baba da, anne ve baba olmaktan çıkıyorlar.

    Evden koptum.

    Koptum ve sokağa düştüm.

    Sokak evim oldu.

    Yirmi dört saat sokaktayım. Anne kucağına koşmadan, baba elini öpmeden günlerim geçiyor. Sokakta, köprü altlarında, parklarda uyuyor, buralarda uyanıyorum. Gecenin karanlığında kimsesizliğe sarılarak uyuyorum. Kaldırım taşları yastığımdır. Soğuklarla ve hastalıklarla sarmaş dolaş büyüyorum.

    Ailesiz ve okulsuzum. Ne yanı başına oturduğum bir soba, ne tuttuğum bir kalem, ne de güzel rüyalar çizdiğim bir defterim var. Okşanmamış kirli saçlarım, yıkanmayı unutmuş vücudum, açlık içinde küçülmüş midem ve yüreğimle sokaktayım.



    Sokaklar…

    Ummadığınız kadar soğuk, ummadığınız kadar katı, ummadığınız kadar zordur. Sokaklarda ne evlerin sıcaklığı, ne de güveni var. Soğuk ve güvensizler. Her sokak başında bir tehlike gizlidir. Sokağa düştünüz mü, tehlike başlamış demektir.

    Bizi koruyan anne ve babalardan yoksun olduğumuzdan, kendimizi tehlikelerden korumak için gruplar oluşturur, böylece kendimizi güvene alırız. Grupların da kuralları vardır. Bunları çiğnemek gruptan çıkarılmak demektir; gruptan çıkarılmaksa, hayattan düşmek gibidir.

    Zayıf bedenlerimizle ve güçsüz kollarımızla sokağın zorluklarına direnmek için, uçucu maddelere sığınıyoruz. Acılara karşı hissizleşmek için... Utanma duygumuzu da yitirdiğimizden dilenciliğimiz saldırganlığa dönüşüyor. Belki de bu, duyarsızlığa olan bıçkın tepkimizdir.

    Hayır, sokakta yaşamayı/sokak çocuğu olmayı biz tercih etmedik.

    Sokağa gelmedik, sokağa düştük!

    İlk önce evimizi yitirdik, sonra anne ve babamızı…

    Anne ve babamız ya öldüler, ya ayrıldılar veya bize bakamayacak kadar yoksul düştüler.

    Ne okuyabildik, ne de karnımızı doyurabildik.

    Bir de baktık ki, sokağa düşmüşüz.

    Kim ister sokağa düşmeyi?!

    Bir çocuk, anne kucağından başka, güven veren baba gözünden gayrı ne ister?

    Hayır, bir sokak çocuğu olan ben, sokak çocukları olan arkadaşlarım, bizler sokağı sevmiyoruz. Hepimiz sıcak bir ev, huzur veren/çok şey öğreten yerler ve gözler istiyoruz.

    Sokakta yaşayarak, sokakta kötü bir hayatı devam ettirerek kendimizi öldürüyoruz. Ve biliyoruz ki, biz böyle ölmeye devam edersek, siz de öleceksiniz. Çünkü bizim sayemizde(!) sokaklar yaşanmaz bir hâl alacak.. ve adım atamayacaksınız oralara…



    Biz, sokak çocukları… Huzurunuzu kaçırıyorken huzurumuz kaçıyor. Çocukça yüreğimizle biz bile bunun böyle gitmeyeceğini hissediyoruz. Sanki, kalbi güzel insanlar bir gün gelecek ve yüreklerini bize açacaklar…

    Güzel bir rüya görüyoruz.

    Öyle inanıyoruz ki, bir gün, birer birer alınacağız buralardan. Bizim de evlerimiz olacak. Sonra gittiğimiz okullar… Sıcak ve temiz yataklar açılacak bize. Şefkatli anne gözleri okşayacak bizleri. Sevileceğiz, doyurulacağız. Midelerimiz ve kalblerimiz bayram edecek. Zihinlerimiz iyi ve güzel bilgilerle süslenecek.

    Beni, sokak çocuklarını bu güzel rüya ayakta tutuyor. Bizi yaşatan böyle bir umuttur. Üzense, bize kötü bir gözle bakılmasıdır. Bizlere iğrenç bir şeye bakar gibi bakılması, pis bir şeye dokunur gibi dokunulması, canımızı daha da acıtıyor.

    Dönüp baktığımızda bir anne görmek, kendimizi bırakacağımız bir baba kucağı bulmak hayali içinde savrulmak kalıyor bize.

    Bilmem, farkında mısınız?!.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Aç herkese, açabildiğin kadar sineni; ummanlar gibi olsun İnançla geril ve insana sevgi duy; kalmasın alaka duymadığın bir mahzun gönüL ...

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • fesa
  • istanbulsevdalisi

    Reklam